| Kendi
ağzından Hakan Tuna: Hakan
Tuna Londra-İngiltere'de doğdu büyüdü. 12-13 yaşında kendi
kendine klavye öğretti ve derhal beste çalışmalarına başladı.
Seksenden fazla bestesi var, bir bölümü Türkçe sözlü, bir
bölümü İngilizce, büyük bölümü ise enstrümantal.
"Beni herkes ilk gördüğünde
gitar çaldığımı zannediyorlar, imaj öyle gösteriyormuş.
Ama ben piyanoyu seçtim, hatta piyano beni seçti desem
yalan olmaz. 12 yaşımdayken gördüm ki her istediğim melodiyi
klavyede çalabilirim kimse bana göstermeden, ben de bu
yolda devam ettim. Hem de çok memnunum. Çünkü benim amacım
beste yazmak, yeni bir şeyler üretmektir. Buna en uygun
enstrüman da bana göre piyanodur. Gitar da biraz çalarım
kendi kendime, tek başımayken evde, ama hiç bir zaman
kimseye çalmadım, çalmam da."
1989-1991
yıllar arası Tyrade adlı bir İngiliz grupla
klavye çaldı, Londra barlarında konserler verdiler ve 4
şarkılık bir de kaset yaptılar.
1992 yılında Natural Life
adlı grupla 9 aylık turneye çıktı, bu dönemden birkaç tane
mühim konserlerden söz etmeli. 2 kez meşhur Marquee
Club’da konser verdiler. Bu konserlerden biri canlı
olarak LBC Londra radyosunda yayınlandı. Yine bu kulübün
düzenlediği bir yarışmada grup ikincilik elde etti. Natural
Life ayrıca, Avrupa'nın en büyük müzik festivali olan Glastonbury
müzik festivalinde NME sahnesinde 22 bin
kişiye konser verdi. Bu konser de canlı olarak İngiltere
Kanal 4 televizyonunda yayınlandı.Yine aynı yıl grup, Reading
festivalinde sahne aldılar ve 15 bin kişiye konser verdi.
"Biz o zamanlar sürekli konser
veriyorduk, Natural Life ben katılmadan önce bir albüm
yapmıştı. Ben katıldığımda hadi yeni bir şeyler yapalım,
yeni albüm hazırlayalım dedik ve bir sürü yeni beste yaptık
beraber. Arada sırada bu yeni şarkılarımızı konserlerde
çalıyorduk dinleyici tepkisini almak için. Reading ve
Glastonbury festivallerinde gördük ki bu yeni şarkılara
seyircinin büyük bir bölümü bize eşlik ediyor. Bu çok
mühim bir şeydi bizim için. Çünkü bu şarkıları arada sırada
konserlerde çalıyorduk sadece, hiç kayıt etmemiştik ve
konserlere gelenler sözleri bile ezberlemişti. Bu bize
çok moral verdi, ama plak şirketimizle problemlerimiz
vardı; bize yeni albüm yapmıyorlardı. Bizim son single
listelere bile girmişti oysa. Büyük plak şirketleriyle
iş yapmama dersini ben o zaman öğrendim. Natural Life’tan
kendi isteğimle ayrıldım. Çocuklar 6 ay daha direndiler
ama sonunda grup dağıldı. Çok güzel şeyler yapmıştık beraber.
Ben İngilizce albüm yaptığımda Natural Life ile beraber
bestelediğimiz şarkıları mutlaka kullanacağım, çok güzel
şeyler yapmıştık çünkü."
Sonrasında 1993-1995 yılları arasını beste
denemelerle geçirdi ve sonunda
1995 yılında ilk kez Unkapanı’na gitti.
...ve şok olur.
"Kendimi Pakistan'da ya da başka
üçüncü dünya memleketinde zannettim. Burası Türkiye’nin
müzik endüstrisinin kalbi ve orada gözümün önünde bağlı
bir kuzu vardı ve herkes bu doğalmış gibi işlerini yapıyorlardı.
Yıllardır plakların, kasetlerin arkalarında bir adres
olarak görüp gözümde büyüttüğüm İMÇ, gözümde bir kabusa
dönüşmüştü o anda. Ben burada nasıl iş yaparım diye düşündüm
ancak."
1996 yılında kendi tabiriyle "ilk
kişisel kazığını" yedi büyük bir plak şirketinden.
Natural Life’da iken yaşadıklarını 7 kişi bir grup olarak
göğüslemişti ama bu darbe solo geldi.
"Türkiye’ye
geldim elimde 8 şarkılık demo kasetimle. Prestij Müzik bana
albüm yapma teklifi verdi, ben de deli gibi kabul ettim.
Tam esirlik bir sözleşme, hem de 5yıllık 5 albümlük. Sözleşmeyi
yaptık ama adamlar bana bir türlü albüm yapmıyorlardı, ben
de başka şirkete gidemiyordum. Zaten ben düşünüyorum ki
bana sözleşme albüm yapmamam için verildi. Onların başka
rock müzik yapan müzisyenleri vardı, ben de belki onlara
rakip olurum diye bana yaklaştılar. Zaten o müzisyenlerden
biri beni Prestij Müzik’e götürdü ve sözleşme imzalandığı
günden sonra ortadan kayboldu. İki buçuk yılım gitti o sözleşmeyi
iptal edebildiğim güne kadar. O sözleşmeyi imzalamadan önce
bir sürü şirketle konuştum, hatta bana Şahin Özer dedi ki
"Senin ne işin var burada, sen İngiltere’ye dön rahat
hayatına orada devam et." Yine 2000 yılında demo götürdüm,
aynı şeyi dedi adam."
1996-2000 da elindeki demolarda da ne cevherler
vardı... Eskişehir Kızı, Karanlıklar İçinde, Sensiz, Aramızda
Kan Bağı Var, Mistri Jah, Beni Çağıran Beklemez...
1997-2000 yıllar arasında bazı Hollywood
filmleri ile İngiltere’de yapılan çeşitli film ve dizilerde
yan rollerde yer alarak figüranlık yaptı.
"Çok eğlenceli günlerdi, müzisyen
olmasaydım seve seve yapabileceğim bir iş filmlerde küçük
roller almak ve figüranlık yapmak. Bu, İngiltere’de gayet
prestijli bir iş. Çekim olmadığı günler de hep müzik yapıyordum."
2000 yılında dört şarkılık demo yapıp yine
Unkapanı yollarına düştü, ama bu kez verilen her teklife
evet demedi.
"İsim vermek istemiyorum ama
bilinen bir menajer bana menajerlik teklif etti. Seni
çok büyük yaparım dedi, 80% istedi hem de her bokuma karışacaktı.
Bunun üstüne sözleşme de on yıllık olacaktı. Ben, hayır
küçük kalayım dedim ve teklifi kabul etmedim. Sanki büyük
olmak o kadar mühimmiş, bence küçük olmak ama gerçek olmak
kendin olmak daha güzel. Bunu anlayan çok az kişi var,
ben anladım ki bu iş böyle olmayacak. Ben albüm yapacaksam
kendim yaparım, kimse de müziğime karışamaz!"
2000-2003 yıllar arasında kayıt edildi
Karanlıkta Güneş, tabii dört yıl sürekli
stüdyoda değildik; kayıtların çoğu 2001 yılında gerçekleşti.
Ondan sonra küçük küçük düzenleme düzeltmeler yapıldı, miksler
de 2003 sonunda yapıldı, ve Mart 2004 de piyasaya çıktı.
"Daha iyisini yapabilirdim diye
düşünüyorum hep, ama elimde olan imkanlarla en iyisini
yaptığıma da inanıyorum kesinlikle. Belki canlı olarak
konserlerde şarkılara hak ettikleri peformansı sunabiliriz.
Belki o zaman mutlu olurum, belki de olmam."
www.hakantuna.com

Çıkış tarihi: Mart, 2004
CD: VBCD002
Kaset: VBMC002
Dağıtım: Spotek
LP: VBLP002
(400 adet sınırlı basım)
Bu LP'den edinmek istiyorsanız bize
|